Yanlış Hesap Bağdat'tan Döner
Ercan AYDIN
Yanlış Hesap Bağdat’tan Döner
Ercan Aydın yazdı
Danıştay’ın Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru, sadece bir hukuk süreci değil; aynı zamanda yıllardır dile getirilen bir adaletsizliğin yüksek yargı tarafından da görülmeye başlandığının açık bir göstergesidir.
Bartın Adliyesi idari mahkemeleri ve Kütüphane binası inşaatı ihalesi… Bu süreçte yaşananlar, sadece bir ihalenin kaybedilmesinden ibaret değildir. Bu süreç, çeşitli entrikalarla, hukukun sınırlarının zorlanarak ve yorumlara açık maddeler üzerinden hak gaspının nasıl yapılabildiğinin somut bir örneğidir.
Bizim mücadelemiz, “mesleki suç” işlemediğimiz halde, işlemiş gibi gösterilmemize karşı verilen bir mücadeledir. Aylarca hakkımızı aradık. Hukukun kapısını çaldık. Sabrettik. Ve bugün gelinen noktada, Danıştay’ın dahi “kanundaki düzenlemenin sorunlu olduğu” yönünde değerlendirme yaparak konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıması, neyin ne olduğunun açık bir göstergesidir.
Evet, Danıştay usul yönünden ihaleden elenmemizi hukuka uygun bulmuştur. Ancak aynı Danıştay, çok daha önemli bir tespitte bulunmuştur:
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 10. maddesinin dördüncü fıkrasının (e) bendi, suçun niteliğine bakılmaksızın otomatik ihale yasağı öngörmekte ve bu durum Anayasa’nın temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Bu ne demek?
Bu, “sen aslında haklısın ama mevcut yasa bu haksızlığa izin veriyor” demektir.
İşte tam da bu noktada mesele, bir firma meselesi olmaktan çıkar; hukuk devleti meselesi haline gelir.
Çünkü hukuk, yorumlara açık boşluklar üzerinden insanların ekmeğiyle oynanacak bir alan değildir. Hele ki kamu ihaleleri gibi ekonomik hayatın omurgasını oluşturan bir alanda, ölçüsüz ve ayrım yapmayan yaptırımlar kabul edilemez.
Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karar bu yüzden kritik önemdedir. Bu karar, sadece bizim değil, yarın aynı durumla karşılaşabilecek yüzlerce firmanın kaderini belirleyecektir.
Bizim açımızdan süreç henüz bitmiş değildir. AYM’nin vereceği kararın ardından, bizi haksız şekilde ihaleden eleyen Bartın İl Özel İdaresi’ne karşı uğradığımız tüm zararların tazmini için gerekli yasal süreçleri başlatacağız.
Çünkü biz haklıyız.
Ve haklı olanın mücadelesi er ya da geç karşılığını bulur.
Bugüne kadar bize karşı yapılanların bir başka göstergesi de açılan davalardır. Dönemin yöneticileri tarafından tarafımıza yöneltilen 1 milyon TL’lik hakaret davasının tek celsede reddedilmesi, aslında ne kadar doğru bir yerde durduğumuzu açıkça ortaya koymuştur.
Biz kimiz?
Biz, 40 yıldır bu devlete hizmet eden bir firmayız.
ABA İnşaat olarak, devletin neredeyse tüm kurumlarına yüzlerce iş yaptık. Bu işlerin hiçbirinde ne bir usulsüzlükle anıldık ne de devletimizi zor durumda bırakacak bir hatanın içinde olduk. Tek bir tazminat ödemedik, tek bir kurumla sorun yaşamadık. Aldığımız her işi alnımızın akıyla tamamladık.
Biz ekmek yediğimiz yere ihanet etmedik.
Biz sadece yanlış yapanlara “yanlış yapıyorsunuz” dedik.
Ve bugün görüyoruz ki, bu duruşumuz mahkemeler tarafından da teyit edilmektedir.
Son sözüm şudur:
Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.
Eğer bugün haksızlığa sessiz kalırsanız, yarın aynı haksızlık kapınızı çaldığında sizin için konuşacak kimseyi bulamazsınız.
Dimdik durmak zorundayız.
Adalet için, hakkımız için, geleceğimiz için…
Çünkü unutulmamalıdır ki;
Yanlış hesap, eninde sonunda Bağdat’tan döner.