'Riskler biliniyor, önlem alınmıyor'

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Bartın Temsilciliği Yönetim Kurulu, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin 3. yıl dönümü dolayısıyla basın açıklaması yayımladı.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Bartın Temsilciliği Yönetim Kurulu, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin 3. yıl dönümü dolayısıyla basın açıklaması yayımladı.

Açıklamada, on binlerce yurttaşın yaşamını yitirdiği, 11 ilde yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığı ve 200 binden fazlasının ağır hasar aldığı depremlerin yalnızca bir anma günü olarak görülmemesi gerektiği vurgulandı.

Açıklamada, kaybedilen yurttaşların saygıyla anıldığı belirtilerek, geride kalanlara karşı sorumluluğun ve ülkenin güvenli geleceği için bu tarihin ihmallerin, yanlış tercihlerin ve görmezden gelinen gerçeklerin ağır sonuçlarını hatırlatma günü olması gerektiği ifade edildi.

Türkiye'de depremin 'beklenmedik' bir doğa olayı olmadığı vurgulanan açıklamada, depremlerin zamanı ve yeri tam olarak öngörülemese de etkilerinin büyük ölçüde azaltılabilir olduğu belirtildi. Yıkımın büyüklüğünün depremin şiddetinden çok yapı üretiminin kalitesi, denetim mekanizmaları ve risk azaltma politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğu kaydedildi. Aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde bu ölçekte can ve mal kaybına yol açmamasının, sorunun doğada değil insan eliyle yaratılan zaaflarda olduğunu açıkça gösterdiği ifade edildi.

Açıklamada, Türkiye'de orta büyüklükte sayılabilecek depremlerde dahi büyük yıkımların yaşandığına dikkat çekilerek, geçtiğimiz yıl Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde 10 Ağustos ve 27 Ekim tarihlerinde meydana gelen 6,1 ve 6 büyüklüğündeki iki deprem sonucunda 729 binadaki 1036 bağımsız bölümün ağır hasarlı veya yıkık olarak tespit edildiği hatırlatıldı.

Yine geçtiğimiz yıl 23 Nisan'da Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin, İstanbul başta olmak üzere Marmara Bölgesi'nde yaşayan yurttaşlarda büyük endişe yarattığı belirtilen açıklamada, deprem sonrası iletişim ağının çökmesi, deprem toplanma alanlarının ve acil ulaşım yollarının yetersizliğinin olası büyük bir depremde yaşanacaklara dair iyimser varsayımları güçleştirdiği ifade edildi.

Türkiye'deki yapı stokunun önemli bir bölümünün hl yüksek deprem riski altında olduğunun bilinen bir gerçek olduğu belirtilen açıklamada, mevcut binaların büyük kısmının 2000 yılı öncesinde inşa edilmiş ve hasar görebilirliği yüksek yapılardan oluştuğu vurgulandı. Ayrıca son 25 yılda çıkarılan 6 imar affı yasasıyla mevzuata aykırı eklenti ve değişikliklerin, gerekli mühendislik hizmetleri alınmadan kğıt üzerinde yasal hale getirildiği, bu durumun kaçak ve güvensiz yapıların yasallaşmasına yol açtığı kaydedildi.

TBMM Kahramanmaraş Depremleri Araştırma Komisyonu'nun 2023 tarihli raporuna da değinilen açıklamada, ülke genelinde 6–7 milyon konutun acilen dönüştürülmesi gerektiği, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın ise yalnızca İstanbul'da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli olduğunu ve toplamda 1,5 milyon konutun dönüşmesi gerektiğini açıkladığı hatırlatıldı. Buna rağmen bütüncül ve kamuoyuna açık bir yapı envanterinin hl oluşturulmadığı, hangi kentte kaç yapının riskli olduğunun net biçimde ortaya konmadığı belirtildi. Risk bilinmeden ve öncelik belirlenmeden etkili bir dönüşümden söz edilemeyeceği ifade edildi.

Yaklaşık 13 yıldır yürürlükte olan kentsel dönüşüm politikalarının, deprem riskini azaltmaktan çok çoğu zaman arsa değeri yüksek bölgelerde parsel bazlı yenilemelere indirgendığı belirtilen açıklamada, dönüşümün yalnızca eski binaların yıkılıp yenilerinin yapılması anlamına gelmediği vurgulandı. Zemin özelliklerinden nüfus yoğunluğuna, ulaşım altyapısından toplanma alanlarına kadar birçok unsurun birlikte ele alınması gereken kamusal bir planlama meselesi olduğuna dikkat çekildi. Bugüne kadar yapılan dönüşüm uygulamalarının, ülke genelindeki riskli yapı sayısıyla karşılaştırıldığında son derece sınırlı kaldığı; özellikle dar gelirli yurttaşların yaşadığı bölgelerde dönüşümün ya hiç başlamadığı ya da sürdürülebilir biçimde ilerlemediği kaydedildi.

Depreme hazırlık konusunun ise çoğu zaman afet sonrasına sıkışan ve sürekliliği olmayan bir başlık olarak ele alındığı belirtilen açıklamada, asıl belirleyici olanın deprem olmadan önce yapılan çalışmalar olduğu vurgulandı. Okulların, hastanelerin, kamu binalarının ve altyapı sistemlerinin ne ölçüde güvenli olduğu, ne kadarının güçlendirildiği ya da yenilendiğine dair şeffaf ve bütüncül bilginin kamuoyuyla paylaşılmadığı kaydedildi. Afet yönetiminin yalnızca arama-kurtarma ya da yardım kapasitesiyle değil, risk azaltma ve hazırlık düzeyiyle ölçülmesi gerektiği belirtilerek, bu konudaki yetersizliklerin 6 Şubat depremlerinin ardından açıkça görüldüğü belirtildi.

Silivri depremi sonrasında kamuoyunda yoğun şekilde tartışılan deprem toplanma alanları meselesinin de plansızlığın bir göstergesi olduğu vurgulanan açıklamada, birçok kentte bu alanların sayısının yetersiz olduğu, mevcut alanların bir kısmının ise imar değişiklikleriyle yapılaşmaya açıldığının yerel yönetimlerce açıklandığı hatırlatıldı. Afet anında yurttaşların nereye gideceğini bilmediği, toplanma alanlarına fiilen erişilemediği bir kent düzeninin depremin kendisi kadar tehlikeli olduğu ifade edildi. Toplanma alanlarının afet sonrası değil, afet öncesi planlamanın asli unsuru olması gerektiği vurgulandı.

Açıklamada ayrıca deprem toplanma alanlarının yalnızca boş bir alan olmadığı; geçici barınma alanlarının kurulabileceği, elektrik, su, ısınma, duş ve tuvalet gibi temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip geniş alanlar olması gerektiği belirtildi.

Yaşanan her büyük doğa olayının, gerekli önlemlerin zamanında alınmaması nedeniyle afete dönüştüğü vurgulanan açıklamada, bilimi, planlamayı ve denetimi dışlayan, rantı önceleyen yaklaşımın bunun başlıca nedeni olduğu ifade edildi. Bu durumun çaresizlik ya da yetersizlik değil, açık bir siyasal tercih olduğu anlatıldı.

Açıklamanın devamında, 6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen depremden etkilenen bölgelerde sorunların hl sürdüğü belirtildi. Geçici barınma alanlarında yaşamını sürdürmek zorunda kalan yurttaşların barınma, sağlık, eğitim ve altyapı sorunlarının tam olarak çözülemediği ifade edildi. Yeniden inşa sürecinin yalnızca binaların yapılmasıyla sınırlı tutulduğu, kentlerin sosyal, ekonomik ve kültürel dokusunun yeniden kurulmasının ise göz ardı edildiği vurgulandı. Oysa deprem sonrası iyileşmenin uzun soluklu ve çok boyutlu bir süreç olduğu kaydedildi.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Bartın Temsilciliği Yönetim Kurulu açıklamasının sonunda şu ifadelere yer verdi:

'Afetler kader değildir; bilimi, mühendisliği ve kamusal sorumluluğu esas almayan politikaların acı sonuçlarıdır. Ülke çapında güncel ve şeffaf bir yapı envanteri oluşturulmalı, kentsel dönüşüm rant odaklı değil risk temelli bir kamu politikası olarak ele alınmalı, yapı üretiminin tüm aşamalarında mühendislik hizmetleri eksiksiz uygulanmalı ve denetimler sıkı bir şekilde yapılmalıdır. 6 Şubat'ta yitirdiklerimize karşı sorumluluğumuz, aynı acıların bir daha yaşanmaması için bugünden harekete geçmektir.'

Özel Haber

Bakmadan Geçme